GÜNAH SOKAKLARININ YALNIZ ÇOCUKLARI

0
63

Sokak hayvanları ülkemizin en büyük problemi olmayı sürdürürken sahipli ya da sahipsiz demeden trafik terörüne, şiddete… maruz kalan canların haddi hesabı ne yazık ki yok, çünkü hayvanların da kadın gibi adı yok!

Şiddet, tecavüz, … mağduru hayvanların pek çoğu sahipsiz. Doğal yaşam alanlarını işgal eden biz insanlar aynı zamanda onları kendi çıkarımız için evciltmekten de geri durmamışız. İnsanlık tarihi kadar eskidir köpeğin evciltilmesi. Türkün Türeyiş destanının baş aktörüdür. Bugün ise baş belası gözüyle bakılıyor oluşları insanın vefasızlığının ispatıdır.

Geçtiğimiz günlerde komşumun kaniş cinsi 11 yaşındaki canı trafik teröründe can verdi. Yaşadıkları kimsenin umurunda değil. Acıları ile baş başa kaldılar, yas sürecini atlatmaları uzun zaman alacak. Onlara buradan da sabır dilemekten başka bir şey elimden gelmiyor.

2004 yılında kabul edilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu tüm diğer kanunlar gibi kâğıt üzerinde kalmayı sürdürürken hayvan hakları savunucusu pek çok dernek ve kişinin taleplerinin göz ardı edilmesi kabul edilir gibi değil. Kanun peki ne diyor ona bakalım;

  1. Madde de, “Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.”der ve Madde 28’de buna uymayan için cezanın 250 TL olduğu yazar. Oysa

“Madde 1:  Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.” Demektedir.  4. Maddesi:

  1. a) Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.
  2. b) Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.
  3. c) Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.
  4. d) Hiçbir maddî kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır.

Yaşama hakkına en az insan kadar sahip olduğunu ortaya koyar. Yaşam ortamlarından koparılmamaları gerektiğini de vurgular ve elbette bakımını üstlenmiş kişi/kişilere 5. Madde ve 8 Madde ile şu sorumlulukları yükler;

Barındırmak, ihtiyaçlarını karşılamak, sağlığına dikkat etmek, …gerek hayvanın ve kendinin gerekse çevre sağlığı için önleyici tedbir almak, doğal yaşama ortamında yaşayamaz hale gelmişse terk etmemek, beslenemeyeceği ve iklimine uyum sağlayamamağı yere bırakmamak… tıbbî amaçlar dışında vücut bütünlüğüne dokunmamak, dış görünüşlerini değiştirmemek, kulak/kuyruk kesmemek, dövüştürmemek…

Kanunda yeniden sahiplendirme ve bakım evlerine bırakma dese de hayvanlarında duyguları olduğu artık kabul edilmelidir. Bu nedenle de sahiplenme evlat edindirme gibi zorlayıcı ve kontrollü olmalıdır. Bir de madde de yer alan şu detay görsel basında da yer almasına istinaden önemlidir;

“Ticarî amaç güdülmeden bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcundan dolayı haczedilemezler”

  1. Madde de der ki; “Güçten düşmüş hayvanlar ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılamaz.” İzmir Büyükşehir belediyesinin faytonları kaldırması bir nebze de olsa yüreklere su serpmiştir zira faytonlar yüzünden şiddet gören, can veren nice at halen hatırlarımızda yerini koruyor.

Yine aynı madde şunu der; “..Hayvan bakımevleri ve hastanelerin kurulması amacıyla Hazineye ait araziler öncelikle tahsis edilir.

Hiçbir kazanç ve menfaat sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu kanunda öngörülen şartları taşıyan gerçek ve tüzel kişilere;

Belediyeler, orman idareleri, Maliye Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, mülkiyeti idarelerde kalmak koşuluyla arazi ve buna ait binalar ve demirbaşlar tahsis edilebilir. Tahsis edilen arazilerin üzerinde amaca uygun tesisler  ilgili Bakanlığın/İdarenin izni ile yapılır.”

 

Buradan çıkan sonuç şu;

Binlerce yıldır bizimle yaşayan ve doğal ortamda yaşaması imkânsız hale gelen hayvanların yeri sokaklar değildir, çünkü sokaklar ne insan çocuklarını ne de hayvanların yavrularını doğurmaz! Bakmakla yükümlü olan devlet kurumlarıdır. Yardımcı olacak olan gönüllü derneklerdir.  Kanun üzerinde değişiklikten ziyade samimiyetle var olanların uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle de 20 Madde’de yazan ;

“Hayvanların korunması ve refahı amacıyla; yaygın ve örgün eğitime yönelik programların yapılması, radyo ve televizyon programlarında bu konuya yer verilmesi esastır. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile özel  televizyon kanallarına ait televizyon programlarında ayda en az iki saat, özel radyo kanallarının programlarında ise ayda en az yarım saat eğitici yayınların yapılması zorunludur. Bu yayınların yüzde 20’sinin izlenme ve dinlenme oranı en yüksek saatlerde yapılması esastır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görev alanına giren hususlarda bu maddenin takibi ile yükümlüdür.” uygulanmalıdır.

Kanunda illa ki değişiklik isteniyorsa; 15-16. Madde de yer alan İl hayvanları koruma kuruluna sivillerin, bağımsız kuruluşların temsilcilerinin alınması sağlanmalıdır. Bu kurul projeler geliştirecek merkezler haline dönüşmelidir.  Ölüme sebebiyet verenlere, şiddet uygulayanlara..tecavüz edenlere müebbet cezalar verilmeli, para cezaları ise artırılmalıdır. Belediyelerin geciktirdiği hayvan hakları savunucuları eğitimleri derhal verilmeli, koruma tedbirleri için dernek ve gönüllülere bakım evleri açacak alanlar ve teçhizatlar sağlanmalı, 7/24 açık veya nöbetçi klinik uygulamaya konulmalı, yaralı ve tedaviye ihtiyacı olan sahipli/sahipsiz ayrımı yapmadan hayvanlara bakması zorunlu olmalıdır.

Son olarak hayvan hakları savunucusu olanların ve olduğunu iddia edenlerin kendi aralarında süregelen kavgalarının bitmesi gerekmektedir. Aksi halde sadece yazıp çizmekten ibaret kalacaklar, çekilen acılar kaydedilen görüntüler değişmeyecek! Ve günah sokaklarının yalnız çocukları olarak çaresizce hayatlarını sürdürecekler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here