TÜLİN KUT YAZDI: DÜNYA SARIYA MI BOYANIYOR?

0
866

Başka bir konuyu ele almayı düşünmeme rağmen, 2019 yılında da Fransa’da “Sarı
Yelekliler”in protestolarının tüm yakıcılığıyla devam etmesi ve birçok ülkede benzeri protestoların gelişmesi üzerine konuyu biraz daha irdelemeye karar verdim.
Neo-liberalizm dediğimiz yeni dünya düzenini anlamak için İngiltere Muhafazakâr Parti
lideri Margaret Thatcher’ı hatırlamadan geçemeyiz. Thatcher’ın ilk uygulaması henüz Eğitim
Bakanı iken 7-11 yaş arası çocuklara ücretsiz süt dağıtımını engellemek olmuştu. Bu yüzden tarihe adını süt hırsızı olarak yazdırdı. 1979-1990 Thatcher dönemi neo-liberal politikaların çok kararlı bir şekilde hayata geçirildiği yıllardır. Bu süre içinde kamu kesiminin elindeki dev şirketler de olmak üzere yarıdan fazlası özel sektörün eline geçmiştir. İngiltere ve Amerika’nın öncülüğünü yaptığı bu özelleştirmeler diğer ülkelerin de iştahını kabartmıştır.
İngiltere 1970’lerde dünyanın en iyi örgütlenmiş işçi sınıfına sahipti. Thatcher’ın
madenlerin kapatılması kararına karşı 150.000 maden işçisi (1984-1985) 1 yıl gibi uzun bir süre greve gitti. O güne kadar görülmemiş polis şiddetiyle karşılaşan maden işçileri yenilgiye uğradılar.
Bu yenilginin küresel anlamda da önemi büyüktür. Böylece millileşmiş sanayilerin özelleştirilmesi yolu sonuna kadar açılmıştır. Artık neo-liberalizm denilen yeni dünya düzeninde insanlığı; özelleştirmeler, militarizm ve küreselleşme olguları beklemektedir.
Kamu hizmetlerinden hızla çekilen devletler hastaneleri, konutları, okulları özel sektörün
hizmetine sunmuş ve beraberinde bireyleri müşteri konumuna getirmiştir. Daha fazla doktora, hemşireye, öğretmene ihtiyaç duymayan yeni düzen daha fazla polis gücüne ihtiyaç duymuştur.
Yeni dönem elbette yeni yıldızlar da yaratıyor ve artık dünyanın yeni yıldızları arasında
Özel Güvenlik Güçleri bulunuyor. Bunlardan sadece birkaçını örnek verecek olursak; The Brink’s Company birçok ülkede 70.000 çalışanıyla, Securitas AB 300.000 çalışanıyla ve en büyüğü G4S 110 ülkede 600.000 çalışanıyla milyar dolarlık karlar elde etmektedirler. Çok uluslu şirketlerin artık en fazla bu kuruluşlara ihtiyacı vardır. Her türlü grev ve protestolar çok daha çabuk bastırılacaktır. Tüm bu gelişmeler iktidarları daha cesaretlendirmiş, emekçinin aleyhine her türlü kararı alabilmişlerdir.
Ancak giderek yoksullaşan geniş halk kitlelerinin refleksleri de hızla gelişiyor. 2019
yılında Fransa’da “Sarı Yelekliler” çok daha kararlı gözükmekteler. Arjantin’in başkenti Buenos Aires yeni yıla, elektriğe, doğalgaza ve ulaşıma yapılan büyük zamları protesto ederek girdi.
Almanya’da Sol Partinin “Sarı Yelekliler” çağrısı hükümet tarafında ciddi panik yarattı ve Almanya Maliye Bakanı Scholz Fransa’daki gelişmeleri ciddiye almak gerektiğini ve Almanya’da da hafife alınmaması gereken “Sarı Yelekliler” potansiyeli olduğunu itiraf etti.
İngiltere‘de ise kemer sıkma politikalarına karşı Halk Meclisi Hareketi sosyal medyadan
örgütlenerek “Sarı Yelekliler” hareketini başlatmak istiyor. Güney Asya ülkesi Hindistan’da dünya tarihinin en büyük kitlesel eylemi gerçekleşti. Modi’nin emek düşmanı politikalarını protesto eden yaklaşık 200 milyon emekçi hayatı durdurdu. Sudan, Macaristan ayakta, protestolar hız kesmeden devam etmektedir. Soğuk kış günleri birçok ülkede sıcak geçecek diyebiliriz.
Kapitalizmin çöküşe geçtiğini söylemek iddialı olsa da abes olmayacaktır. Domino taşı
etkisiyle birçok ülkede görülen bu protestolar Prof. Dr. Korkut Boratav’ın da dediği gibi ya neo- faşist akım içinde eriyecek ya da sosyalist gelenekle bağ kurmayı başararak sola yönelecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here