TÜLİN KUT YAZDI: DÜNYA SARIYA MI BOYANIYOR?

0
642

Başka bir konuyu ele almayı düşünmeme rağmen, 2019 yılında da Fransa’da “Sarı
Yelekliler”in protestolarının tüm yakıcılığıyla devam etmesi ve birçok ülkede benzeri protestoların gelişmesi üzerine konuyu biraz daha irdelemeye karar verdim.
Neo-liberalizm dediğimiz yeni dünya düzenini anlamak için İngiltere Muhafazakâr Parti
lideri Margaret Thatcher’ı hatırlamadan geçemeyiz. Thatcher’ın ilk uygulaması henüz Eğitim
Bakanı iken 7-11 yaş arası çocuklara ücretsiz süt dağıtımını engellemek olmuştu. Bu yüzden tarihe adını süt hırsızı olarak yazdırdı. 1979-1990 Thatcher dönemi neo-liberal politikaların çok kararlı bir şekilde hayata geçirildiği yıllardır. Bu süre içinde kamu kesiminin elindeki dev şirketler de olmak üzere yarıdan fazlası özel sektörün eline geçmiştir. İngiltere ve Amerika’nın öncülüğünü yaptığı bu özelleştirmeler diğer ülkelerin de iştahını kabartmıştır.
İngiltere 1970’lerde dünyanın en iyi örgütlenmiş işçi sınıfına sahipti. Thatcher’ın
madenlerin kapatılması kararına karşı 150.000 maden işçisi (1984-1985) 1 yıl gibi uzun bir süre greve gitti. O güne kadar görülmemiş polis şiddetiyle karşılaşan maden işçileri yenilgiye uğradılar.
Bu yenilginin küresel anlamda da önemi büyüktür. Böylece millileşmiş sanayilerin özelleştirilmesi yolu sonuna kadar açılmıştır. Artık neo-liberalizm denilen yeni dünya düzeninde insanlığı; özelleştirmeler, militarizm ve küreselleşme olguları beklemektedir.
Kamu hizmetlerinden hızla çekilen devletler hastaneleri, konutları, okulları özel sektörün
hizmetine sunmuş ve beraberinde bireyleri müşteri konumuna getirmiştir. Daha fazla doktora, hemşirey